Kıtaların aşkı İstanbul sadece ülkemiz için tüm dünya için büyük öneme sahip. Tarihe tanıklık etmiş yapıları, sanat eserleri, müzeleri, doğası ve içinde neredeyse her milletten insanı barındıran coğrafyası ile hayaller şehri demek hiç de yanlış olmaz. Yerli ve yabancı turistlerin ayak bastıkları andan itibaren kendilerini zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissedeceği İstanbul’un her köşesinden ayrı bir tarihi yapı ziyaretçilerine selam verir. İstanbul’u gezmek, tarih kitaplarında gezintiye çıkmak gibidir. Müzeleri, arkeolojik sit alanları, Dünya Mirası eserleri, doğal güzellikleri, tarihi yapıları, yüzyıllardır korunmuş binaları ve sayamadığımız daha pek çok güzelliği ile İstanbul’u bizimle keşfetmeye hazır olun! İstanbul’da yapılacak çok şey var ama bizce ilk sırayı müzeleri alıyor. İşte “İstanbul’da Ziyaret Etmeniz Gereken 5 Müze” yazımızla en çok merak edilen müzelerini sizin için listeledik.

Alabanda, Yurt İçi Turizm&Tur departmanı ile hayalinizdeki tatile çıkmanız için en iyi seçenekleri bulur. Hızlı rezervasyon ve terzi yapımı turlarımız hakkında detaylı bilgi için buradan iletişime geçebilirsiniz.

1.Topkapı Sarayı Müzesi

1453 yılında İstanbul’un fethi sonrasında Fatih Sultan Mehmet’in isteği üzerine 1460 yıllarında yapımına başlanan Topkapı Sarayı’nın inşası 1478 yılında tamamlanmıştır. Dolmabahçe Sarayı gibi tek seferde tüm ek yapılarıyla beraber inşa edilmeyen Topkapı Sarayı, 19. yüzyıla kadar eklenen yapılarla genişlemiştir.

Topkapı Sarayı, konum itibariyle İstanbul’un en eski tarihî bölgelerinden birinde konumlanmaktadır. Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında kalan tarihî İstanbul Yarımadası’nda bulunan saray, İstanbul’un ikonik yapılarından biridir. Sarayburnu’nda bulunan Doğu Roma akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş olan Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren 31. padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi; padişahların da evi olmuştur. 19. yüzyılın ortalarından itibaren yavaş yavaş hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile terk edilen Topkapı Sarayı, tarihî önemini ve değerini korumuştur.

ALABANDAÖneriyor! “Doğu’nun ve Batı’nın Şehri İstanbul!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, 3 Nisan 1924 yılında müze hâline getirilen Topkapı Sarayı, Cumhuriyet’in ilk müzesi olma özelliğini taşır. Bugün yaklaşık 300.000 metrekarelik bir alan kaplayan Topkapı Sarayı yapıları, mimarisi, koleksiyonları ve yaklaşık 300.000 arşiv belgesi ile dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir.

2.İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul’da ziyaret etmeniz gereken 5 müze yazımıza İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile devam ediyoruz. İstanbul Arkeoloji Müzeleri üç ana birimden oluşan bir müzeler kompleksidir. Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi. Türkiye’nin ilk müzesi olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin koleksiyonlarında imparatorluk topraklarından getirilen, çeşitli kültürlere ait bir milyona yakın eser bulunmaktadır.

Osmanlı’da tarihi eser toplama merakının izleri Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzanır, ancak müzeciliğin kurumsal olarak ortaya çıkışı İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin 1869 yılında “Müze-i Hümayun” yani İmparatorluk Müzesi olarak kuruluşuna denk gelir. Aya İrini Kilisesi’nde o güne değin toplanmış arkeolojik eserlerden oluşan Müze-I Humayun, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin temelini oluşturur. Aya İrini’nin yetersiz kalması ile Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılmış olan “Çinili Köşk” müzeye dönüştürülmüştür. Halen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne bağlı olan Çinili Köşk restore edilerek 1880 yılında ziyarete açılır.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri kompleksi içerisinde en eski yapı (Miladi 1472) Çinili Köşk’tür. Şu anda Türk çini ve seramik örneklerinin sergilendiği Çinili Köşk Müzesi, İstanbul’daki Osmanlı dönemi sivil mimari örneklerinin en eskilerindendir.

ALABANDAÖneriyor! “Dünyada Ziyaret Edilmesini Tavsiye Ettiğimiz 5 Önemli Müze!”

Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılan bina, Osman Hamdi Bey tarafından 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi yani Güzel Sanatlar Akademisi olarak inşa ettirilmiştir. Binanın mimarı daha sonra İstanbul Arkeoloji Müzeleri Klasik Binası’nı inşa edecek olan Alexander Vallaury’dir. 1917 yılında akademinin Cağaloğlu’na taşınması üzerine bu bina Müzeler Müdürlüğü’ne tahsis edilmiştir.

Arkeoloji Müzesi ise dönemi için dünyada müze binası olarak inşa edilmiş ender yapılardan biri olma özelliği ile göze çarpar. İstanbul’daki Neo-Klasik mimarinin en güzel ve görkemli örneklerinden biridir. Alınlık üzerinde bulunan Osmanlıca yazıda “Asar-ı Atika Müzesi” (Eski Eserler Müzesi) yazmaktadır. Yazının üzerinde bulunan tuğra, Sultan II. Abdülhamid’e aittir.

3. Yerebatan Sarnıcı Müzesi

İstanbul’un görkemli tarihsel yapılarından birisi de Ayasofya’nın güneybatısında bulunan Bazilika Sarnıcı’dır. Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yeraltı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir Bazilika bulunduğundan, Bazilika Sarnıcı olarak da anılır.

Sarnıç uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metre olan dikdörtgen biçiminde bir alanı kaplayan, dev bir yapıdır. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4.80 metre aralıklarla dikilen bu sütunlar, her biri 28 sütun içeren 12 sıra meydana getirirler. Sarnıcın tavan aralığı kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır. Çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmı da iki parçadan oluşmaktadır. Bu sütunların başlıkları, yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Corint üslûbu yansıtırken bir bölümü de Dor üslûbunu yansıtmaktadır. Sarnıcın tuğladan örülmüş 4.80 metre kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini, Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. Toplam 9.800 m2 alanı kaplayan bu sarnıç, yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir.

4. Galata Kulesi Müzesi

Galata Kulesi, Bizans İmparatorluğu Dönemi’nde, Galata semtinin Ceneviz kolonisi olduğu on dördüncü yüzyıl ortalarında, Cenevizliler tarafından, Galata surlarının bir parçası olarak inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde bir süre zindan olarak kullanıldıktan sonra, yangın gözetleme kulesine çevrilmiştir. Zaman zaman deprem ve yangınlarla tahrip olan kule, Osmanlı döneminde birkaç kez tadilat geçirmiştir. 1960’lı yıllara gelindiğinde bir hayli harap durumda olan kule, İstanbul Belediyesi tarafından restore edilerek ziyarete açılmıştır.

Galata Kulesi 2020 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden restore edilmiş, sonradan eklenen betonarme unsurlar ve kafeterya kaldırılarak, müze işleviyle kapılarını ziyaretçilere yeniden açmıştır.

Galata Kulesi müzesinde, tarih öncesi dönemlerden itibaren yerleşime sahne olan ve üç büyük imparatorluğa, yaklaşık on altı yüzyıl boyunca başkentlik yapan İstanbul’un tüm dönemlerini yansıtan eserler sergilenmektedir. 20. yüzyılın ortalarına kadar İstanbul’daki en yüksek yapılardan biri olan Galata Kulesi’nin en üst katı, İstanbul’un en güzel panoramik manzaralarından birine sahiptir. Kule, Akdeniz ve Karadeniz’deki Ceneviz Kuleleri ile birlikte Unesco’nun geçici miras listesinde yer almaktadır.

ALABANDAÖneriyor! “Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirasları Listesi”

5.Rumeli Hisarı Müzesi

İstanbul’da ziyaret etmeniz gereken 5 müze yazımızın sonuncu önemli müzesi Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı olarak da bilinir), İstanbul’un Sarıyer ilçesinde Boğaziçi’nde bulunan ve bulunduğu semte adını veren hisardır. Fatih Sultan Mehmet tarafından (İstanbul’un Fethi)’nden önce Boğaz’ın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu Yakası’ndaki Anadolu Hisarı’nın tam karşısına inşa ettirilmiştir. Burası Boğaz’ın en dar noktasıdır. Mekânda uzun yıllar boyunca Rumeli Hisarı Konserleri düzenlenmiştir. Sarıyer-İstanbul’da bulunan Rumeli Hisarı, 30 dönümlük bir alanı kapsamaktadır. Anadolu Hisarı’nın karşısında İstanbul Boğazı’nın 600 metrelik en dar ve akıntılı kısmında inşa edilmiş bir hisardır.

1953 yılında başlatılan restorasyon çalışmasının tamamlanmasının ardından 1968 yılında Hisarlar Müze Müdürlüğü’ne bağlı müze olarak ziyarete açılmıştır. İstanbul’un Fethi’nin sembollerinden olan Rumeli Hisarı Müzesi; başta fetihte kullanılanlar olmak üzere Osmanlı Dönemi’ne ait gülleler, II. Beyazıd Dönemi’ne ait toplar ve Geç Dönem Osmanlı Topları, Doğu Roma İmparatorluğu’ndan günümüze ulaşan çeşitli taş eserler ile Haliç zincirinden oluşan koleksiyona sahiptir.

Bir Ortaçağ yapısı olan Rumeli Hisarı, döneminin en büyük burçlarına sahiptir. Fatih Sultan Mehmet’in 3 veziri tarafından yaptırılan Çandarlı Halil Paşa Kulesi 22 m, Zağanos Paşa Kulesi 21 m ve Saruca Paşa Kulesi 28 m. yüksekliğindedir. Ahşap katları bugün hala ayakta olup, Saruca Paşa Kulesinde akustiği ile öne çıkan divanhane odası ve hapishane olarak kullanıldığı dönemden kalan grafit yazılar mevcudiyetini korumaktadır. Zağanos Paşa Kulesi’ndeki iki satırlık nesih kitabe Boğaziçi’nin ilk Türkçe kitabesi olma özelliğini taşımaktadır. Ortaçağ’dan günümüze ulaşan bu eşsiz yapı, sadece mimarisi ile değil bitki örtüsü ile de öne çıkmaktadır. Çam fıstıkları, erguvan ağaçları ve yabani yer örtüleri ile her mevsim İstanbul Boğazı’nın tipik florasının küçük bir kesiti Hisar bahçesinde hayat bulmaktadır. Ayrıca üç seyir terası, dünyanın en güzel manzaralarından birine ev sahipliği yapmaktadır.

Türkiye’yi keşfet turlarımız ile merak ettiğiniz yerlere Alabanda ayrıcalıkları ile güvenle seyahat edebilirsiniz. Alanında uzman kadromuzla çağrı merkezimiz 7/24/”365 gün” hizmetinizde! Hayalinizdeki tatili yaşamak imkansız değil, binlerce seçenek ile Alabanda her zaman yanınızda!

Detaylı bilgi ve hızlı rezervasyon işlemleri için tıklayınız.